Güncel

Kısıtlama kararı göz boyamak için

Filistin için Bin Genç’ten Dilan Tekin, “Soykırım varken kanun tanıyamayız” diyor

Ticaret Bakanlığı’nın İsrail’e ihraç edilen 54 ürünün kısıtlaması kararını hem “itiraf” hem de bir “geri adım” olarak nitelendiren Filistin İçin Bin Genç Hareketi’nden Dilan Tekin, “Yetkililer, Filistin için mücadele ederken bizim çizdiğimiz sınırlara göre mücadele edin, ağzımızın tadı kaçmasın gibi  yaklaşıyor” diyor. Hatırlatıyor: “Yüzlerce genç, mücadeleye katılmak için başvurdu.”

Filistin için Bin Genç’in, Türkiye ve İsrail arasındaki ilişkilerin kesilmesi talebiyle İstanbul Ticaret İl Müdürlüğü önünde 6 Nisan’da yapmak istediği eyleme polis müdahale etti. Çok sayıda kişi işkence ile gözaltına alındı. Eylemde gözaltına alınanlardan biri de Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi Dilan idi.

Filistin için Bin Genç ile tanışmanız nasıl oldu? 

Emek Adalet Platformu’ndan arkadaşlarla birlikte İsrail’in Gazze’ye saldırısının başladığı 7 Ekim’den bu yana nöbetler yapıyorduk. Ancak bu eylemi, artık böyle iki örgütün bir arada yaptığı bir şeyin dışına çıkarmamız gerekiyordu.

Kısıtlama kararı göz boyamak için

“Gençliğin cüretine güvenerek yola çıktık”

Daha çok gence ulaştığımız, insanların daha çok kendini oranın içinde de hissedebileceği bir şey oluşturalım istedik. Ve Gençlik Komiteleri ve Emek Adalet Platformu olarak birlikte Filistin İçin Bin Genç Hareketi’ni oluşturmuş olduk

Politik duruşunuzu nasıl tanımlarsınız?

Tamamen sermaye ilişkilerine kafa tutan bir yerden hareket edelim dedik. En başından beri bunu söylüyoruz. ‘Gençliğin cüretine güvenerek çıktık yola’ dedik ve öyle de oldu. Onu da gördük ve göstermiş olduk.

Kısıtlama kararı göz boyamak için

“Ortak bir düşmanımız olduğunu biliyoruz”

Peki, şunu da merak ediyorum. Her biriniz çok farklı politik görüşten gençlersiniz. Birinizin elinde LGBT+ bayrağı varken diğeri başka bir slogan atabiliyor. Bu ortaklığı yakalamayı nasıl başardınız? 

Onu yakalamak zor olmadı. Şu yüzden zor olmadı. İlk başta kendi aramızda konuşurken, tartışırken şunu söylüyorduk. “Bu ülkede antiemperyalizm dediğimiz ilke haliyle halkın gerçekten en az %80’ini karşılayan bir şey. Bugün sokakta kimi çevirseniz ‘anti emperyalistim’ der”.

Ancak bu bir ilke olarak kalıyor olabiliyor şu an. Ama biz buna güvenerek farklı yerlerden gelen gençler olarak bir araya geldik.

İşçi çocuğuyuz, bunu sınıfsal bir yerden demiyorum fakat hepimizin farklı arka planı var. Gerçekten bu anlamda bir araya gelebiliyoruz. Çünkü ortak bir düşmanımız olduğunu da görüyoruz.

O yüzden bu birlikteliği yakalamak zor olmadı. Bir arada iş yapmakta zorlanıyor musunuz? dersiniz. İnanın onda da zorlanmıyoruz aslında. Tabii ki elbette bir şeyler tartışılıyor, konuşuluyor. Mutlaka ortak paydayı bulabiliyoruz çünkü karşımızdaki düşmanın aslında hepimize birden nasıl geldiğinin farkındayız.

Öyle olduğunca omuz omuza kol kola hareket etmemiz gerektiğinin de farkında oluyoruz. O yüzden o da zor olmuyor.

Kısıtlama kararı göz boyamak için

Peki 6 Nisan Cumartesi günkü o eylem nasıl planlandı? Ve o an neler hissettin? 

Aslında biz bir önceki eylemimizi Şişhane’de gerçekleştirmiştik. Ve oradaki zaten rotamız, planımız da Şişhane’den İstiklal’e geçmek üzerineydi. Burdan yola çıkarak yapılmış bir şey değildi sadece.

Biraz da ölü bir hafızamız olduğunu anlatmak için söylüyorum. İstiklal zaten yıllardır, Taksim İstiklal sürekli abluka altına alınmış durumda. Bizim için de kapatılmış bir alan.

Şu an aslında Filistin için bir şeyler yapmak bu ülkede daha kolay gibi görünüyor. Filistin için sesini çıkarmak, üniversite içerisinde de işte sokakta da vesaire sesini çıkarmak daha kolay görünüyor.

Çünkü dokunulmaz bir alan bir yandan baktığımızda da. Ama yine de onların çizdiği sınırlar içerisinde hareket edelim istiyorlar.

Yani ‘sen benim çizdiğim sınırlar içerisinde elbette bir Filistin dostluğu sergileyebilirsin’ bunu diyorlar. Yani ‘çok da tadımızı kaçırma’ der gibi bir durum söz konusu. Biz Şişhane’de eylem yapmak istediğimizde dahi şöyle bir risk görmüşler hani İstiklal’e yürüme ihtimalimiz mi var acaba? Bu riskle bize karşı geldiler fakat zaten öyle bir şey yoktu zaten. Hatta basına da biraz öyle yansımış anladığım kadarıyla. Bizim niyetimiz o değildi. Biz engellendiği için İstiklal’e çıkamamış olmadık.

Kısıtlama kararı göz boyamak için

Eylemler haftalık mı planlanıyor?

Aslında her eyleme o hafta kadar veriyoruz. Uzunca bir planlama yapmıyoruz. Gerçekten ben hareketin dinamikliğinin de buradan geldiğini düşünüyorum.

Her hafta buluşuyoruz, her hafta konuşuyoruz, üzerine tartışıyoruz, siyasi tartışmalarda yürütüyoruz, pratikte ne yapabiliriz onları da konuşuyoruz. Orada da artık bir yerden sonra sermayedarların önüne gitmek, yakalarını bırakmamak gerekiyor o ayrı ama Ticaret Bakanlığı’nı da zorlamak gerekiyor.

Öyle şak diye ilk günden “hadi ticareti kesin” diyerek bakanlığının önüne gitmek stratejik olarak da çok doğru olmayacaktı.

Bir süre sonra madem öyle Ticaret Bakanlığı’nın önüne gidelim dedik. Ve o da zaten Odakule’de İstiklal’de. İstiklal olsun diye yapılmış bir şey de değildi. Ama orası da bizim, mücadele edenlerin. Ben Ticaret Bakanlığı’nı muhatap olacaksam orada da var olacağım elbette.

Kısıtlama kararı göz boyamak için

“Soykırım varken kanun tanımayız”

Peki tam olarak ne oldu o gün? 

Yetkililerin açıkladığı gibi “eyleme izin verildi” mi? Galatasaray Meydanı’ndan Odakule’ye doğru Ticaret Bakanlığı’na yürüyüp orada da bir basın açıklaması gerçekleştirmek gibi anlatıldı. Evet bu planımız vardı ancak yolumuz oraya 100 metre kala kesildi. Ve o an ne hissettin bir engelleme olduğunda? O benimle ilgili de olabilir, bilmiyorum. Şu an oradaki her arkadaşım adını konuşamayacağım.

Çünkü gerçekten ilk defa devletle karşı karşıya gerçek anlamda gelmiş insanlar da vardı. Çok daha fazlasını görmüş insanlar da vardı. Cidden çeşit çeşit insan birlikte bir şeyler yapmaya çalışıyoruz.

Orada benim hissettiğim şey, uzun zamandır İstiklalde ses de çıkmıyor. Hiç böyle rahatsız olduğumu hissetmedim, kötü hissetmedim diyelim. Evet rahatsız edici bir şey var karşımda, farkındayım, öfkeliyim. Ama bir yandan da bu kadar önemli değilsiniz ki…

Bir de işin şöyle bir kısmı var. 2911 sayılı yasa baktığımızda Anayasa’ya aykırı bir kanun, bunları biliyoruz vs. Ama bugün ben soykırıma karşı bir şeyler yapmak istiyorsam eğer, Anayasa da bunun karşısında durmuyor olmalı. Biz yasal bir şey yapıyoruz diyerek de bakmıyorum kendi adıma söylüyorum. İşin illegalitesi ile ilgili olmadığını düşünüyorum.

Yani soykırım varken gerçekten kanun tanıyamayız gibi bir yerden düşünüyorum. O yüzden hiç acaba yanlış bir şey yapıyorduk diye düşünmedim, düşünen olduğunu da düşünmüyorum orada. Kendi adıma da, arkadaşlarım adına da bunu çok rahat söyleyebilirim. Hiçbirimiz yanlış bir şey yapmadık. Oradaydık, sesimizi yükselttik. Gerekirse yakalarına da yapışırız.

Gözaltında darp edildiniz mi? Gazetecilerin görüntü almasına engel oldular…

Ben ilk otobüse atılanlardan biriyim. İlk iki arkadaştan biriyim. O yüzden ben de çok dışarıda ne oldu mesela onu bilmiyorum. Ama arkadaşlarımla, aktarımla söyleyeyim. Gerçekten ciddi anlamda işkenceye maruz kalındı.

Böyle şeyleri de çok ajite etmeyi de sevmem bu arada. Ciddi anlamda işkenceye maruz kaldık. Bu da şeyi gösteriyor bize, Devlet dediğimiz şeyle ilgili bir şey söylüyor. Ne demek bu? Devletle hükümet ayrımının yapılamayacağı. Polisin devletin bir parçasının olduğu. Hükümet polis arasındaki o ilişki…

O kurumun kendisi de tam olarak aslında devleti temsil ediyor benim karşımda. Ve ona göre davranıyor, oymuş gibi davranıyor ve sen aslında baya onunla kafa kafaya geliyorsun gibi bir şey oluyor.

Vatan Emniyet’e götürdüklerinde tavırları nasıldı? 

Bir kıyas yapmak doğru olur mu bilmiyorum… Ama genel olarak onlar da polisler de çok böyle hani muhatap olmak da istemiyorlar, bir polemiğe girmek de istemiyorlar gibi bir durum vardı.

Ertesi günü Ticaret Bakanlığı açıklama yaptı, 54 ürüne yönelik kısıtlama kararı getirildiğini duyurdu? Ne hissettin? 

Açıkçası beklemediğimiz yerden geldi. Öyle söyleyeyim. Ben beklemiyordum öyle bir adım. Aslında kısıtlama dediğimiz şey biraz göz boyamak için yapılmış. Kendilerinin de birçok şeyi itiraf ettikleri bir şeyle karşı karşıya kaldık.

Elbette bu arada biz bunu kazanım olarak değerlendiriyoruz. Çünkü tam olarak taleplerimizin gerçekleşmesi açısından söylemiyorum karşı taraf bir taviz vermek zorunda kaldı. Yani itiraf ettiğini gördük.

Filistin İçin Bin Genç Hareketi olarak bir şekilde gençler kendi aralarında bir araştırma komitesi oluşturup kendilerince internetten bulduğu bilgileri, teyitli bilgilerle birlikte hareket eden bir hareketiz.

Bu kez kendimizin ulaşamayacağı bilgileri duyduk. Neler neler gidiyormuş neler neler ihraç ediyormuşuz diye görmüş olduk. Yine de duymamız gereken çok bilgi var. Kısıtlama yetmez dediğimiz şey de bununla ilgili. Kısıtlamanın neye dair olduğu belli değil. Ne düzeyde bir kısıtlama olduğu belli değil. “Neyi inkar ediyordun” diyor insan. Yaptıklarını biliyorduk ki zaten bu yolda ilerlemeye çalışıyorduk. Ama onlardan duymak da ayrı bir etki yapıyor Bu gerçekten geri adım atmak.

Peki, bundan sonra nasıl ilerleyeceksiniz yeni planlar, programlar neler? 

Aslında onu bize yol gösterecek yine. Hakikaten yolda öğreniyoruz. Ama bildiğimiz şu var, tarihsel açıdan o hafızayla baktığımız zaman da bu böyle.

Türkiye o emperyalist bloğun içerisindeki bir parça bugün baktığımızda NATO müttefiki ve hani şu an gücü kadarıyla bir şekilde destek olan destek alan bir yerde duruyor. Ve onun farkındayız, emperyalizme karşı konum almamız gerektiğinin farkındayız. Soykırım dediğimiz, işgal dediğimiz şeyler olağanüstü şeyler değil.

Bunun olağanüstü olmadığını, aslında yaratıldığını biliyoruz kapitalizmin yeni hali tarafından. Kapitalizm kötü ama bir şekilde idare ediyor gibi, bir anda soykırım çıktı gibi bir şey değil. Bu gerçekten kapitalizmin ürünü.

Bunun görülmesi, okunması ve ona göre nasıl mücadele edeceğini yolunun bulunması lazım. Biz de onun karşısında bir konum alarak belki tıpkı bir satranç oynar hareket etmek lazım.

Bugün de yine az önce dediğim gibi bir taviz verildi ancak bu yeterli değil. Yani “ben şu kadarını kısıtlıyorum ama bakın daha fazlasını kısıtlarsak daha kötü oluruz.” Hayır bu böyle bir şey değil öncelikle. Sen bunun tam olarak bir parçası olduğun için buna hizmet etmek zorundasın. Bunu açıklayamıyorsun, itiraf edemiyorsun. Öyleyse ulusal çıkarlarımız lafı devreye girmiş oluyor. Bu bundan sonra böyle olacaktır muhtemelen.

Bu adım buna dair atılmış bir adımdır diye düşünüyorum ben. Biz de ona göre hareket edeceğiz. Türkiye’nin her yerinden yüzlerce genç başvuru formu ile bize ulaşıyor. Mücadele alanımız genişledikçe sayımız da artıyor.

Filistin İçin Bin Genç Hareketi; İsrail’in 7 Ekim 2023’te Gazze’ye başlattığı saldırıların ardından, Filistin’e destek eylemlerinde tanışan gençlerin bir araya gelişiyle Aralık 2023’te kuruldu. Hareket kendini, ‘anti-siyonist, anti-emperyalist ve anti-kapitalist bir topluluk’ olarak tanımlıyor.

Bildiri dağıtmak veya toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını kullanmak için izin alınmalı mıdır?

Acaba kanunlarda yapılan “kategorik sınırlandırma” Anayasa’nın sözüne uygun mudur?

Anayasa’nın “sözü” nedir?

Temel hak ve özgürlükler Anayasanın ek güvenceleriyle nasıl korunabilir?

Anayasa Mahkemesi 22.02.2023 tarihli iptal kararı (Esas: 2023/78, Karar: 2024/55 ve R.G. Tarih-Sayı: 19/4/2024-32522) YÖK kanunu ile ilgili bir iptal kararıdır.

2/2/2023 kabul tarihli ve 7437 sayılı Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, YÖK Kanununda değişiklik yapmıştır. Bu kanun değişikliğiyle yapılan bazı düzenlemeler Anayasa Mahkemesi önüne 132 milletvekilinin iptal istemiyle gelmiştir.

12 Eylül’den miras 4.11.1981 kabul tarihli 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu 54. Maddesinin 1 numaralı fıkrasında disiplin cezaları ve disiplin cezalarını gerektiren disiplin suçları yer almaktadır.

Anayasa Mahkemesi 2547 sayılı Kanunun 54. Maddesinde düzenlenmiş olan disiplin cezaları ile disiplin cezasını gerektiren eylemleri değerlendirmiştir.

Anayasa Mahkemesi bu disiplin suçlarından bazılarını iptal etmiştir. En önemlileri, ifade özgürlüğünün oto sansüre tabi kılınması, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin izne tabi tutulması hakkındaki düzenlemelerdir.

Öğrenciler için Kanunda “kınama” cezasını gerektiren eylemler arasında; “2) Ders, seminer, sınav, uygulama, laboratuvar, atölye çalışması, bilimsel toplantı ve konferans gibi çalışmaların düzenini bozmak, 3) Yükseköğretim kurumu içinde izinsiz olarak bildiri dağıtmak, afiş veya pankart asmak,” gibi eylemler sayılmıştır (Madde 54). 

Anayasa Mahkemesi kararında, Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti tanımını tekrarlamıştır. Hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.

Dava konusu kurallardan birisi “ders, seminer, sınav, uygulama, laboratuvar, atölye çalışması, bilimsel toplantı ve konferans gibi çalışmaların düzenini bozan eylemlerin öğrenim faaliyetinin aktif biçimde yürütüldüğü esnada, bu faaliyetin düzenini bozacak şekilde gerçekleştirilen eylemlerdir.”

Kanun yapma tekniğinin doğası gereği kanun hükümleri genel ve soyut niteliktedir. Kanun koyucu tarafından somut olayın özelliğine göre değişebilecek tüm çözümlerin önceden kuralda sayılarak gösterilmesi mümkün değildir. Söz konusu eylemlerin ders, seminer, sınav, uygulama, laboratuvar, atölye çalışmalarının yürütüleceği yerlerde işlenmesi hâlinde cezalandırılacağı kuralda açık ve anlaşılır biçimde ifade edilmiştir. Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı görülmemiş ve iptal talebinin reddine karar verilmiştir.

Anayasa Mahkemesi “Yükseköğretim kurumu içinde izinsiz olarak bildiri dağıtmak, afiş veya pankart asmak” eylemleri bakımından Anayasa’ya aykırılık incelemesini, ifade özgürlüğü bakımından yapmıştır. İfade özgürlüğü Anayasa’nın 26. Maddesiyle güvence altına alınmıştır. “Dava konusu kural, yükseköğretim kurumu içinde bildiri dağıtmak, afiş veya pankart asmak şeklindeki faaliyetlerin izinsiz yapılması hâlinde kınama cezasıyla cezalandırılmasını öngörmektedir.” Bu itibarla kural, öğrencilerin ifade özgürlüklerine yönelik sınırlama niteliği taşımaktadır.

Anayasa’nın 13. Maddesine göre temel hak ve özgürlüklere ve ifade özgürlüğüne getirilen sınırlandırma kanunla yapılmalıdır. Kanuni sınırlandırmalar demokratik toplum düzeninin gereklerine, ölçülülük ilkesine uygun olmalıdır ve yasal kurallar keyfiliğe izin vermemelidir. Hukuki güvenlik ancak böyle sağlanabilir. Bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesi için devletin yasal düzenlemelerde; bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Anayasa Mahkemesi bu nedenlerle Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik ilkesini Anayasa’nın 2. Maddesiyle güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlamıştır.

Anayasa Mahkemesi verdiği kararda;

“27. Yüksek öğretim hizmeti geniş sosyal fonksiyonları olan özel bir kamu hizmetidir. Yükseköğretimde yürütülen öğretim faaliyeti ve akademik/bilimsel çalışmalar sayesinde ulusal ve evrensel düzeyde bilimsel ve teknolojik gelişmelere katkı sunulmasının yanında demokratik toplumun ve insan haklarının kurumsallaşmasını sağlayacak imkânlar zemin bulur. Bu bakımdan yükseköğretim kurumlarının azami verimlilikle çalışabilmesi için kurum düzeninin bozulmaması veya bozulma tehlikesinin doğmaması önemlidir. Bu nedenle kanun koyucunun bu tür olumsuzlukların önüne geçebilmek bakımından bazı tedbirler alması gerekli olabilir. (…) Bu kapsamda kuralın, Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen kamu düzeni meşru amacı doğrultusunda yüksek öğretim kurumunun düzenini sağlamak biçimindeki kamusal yararı hedeflediği açıktır.(…)

29. Öğrencilerin ifade özgürlüğüne yönelik olarak getirilen düzenlemeler yönünden eğitimin derecesi büyük önem taşımaktadır. Disiplin yaptırımına tabi olan eylemin ilişkili olduğu eğitimin derecesi arttıkça öğrencinin ifade özgürlüğüne yönelik müdahaleler azalmalıdır. (…) Nitekim yüksek öğretim kurumlarının düzeninin sağlanması amacıyla disiplin kurallarının öngörülmesi ve uygulanması mümkün olmakla birlikte bilimsel üretimin merkezlerinden biri olarak kabul edilen üniversitenin yerleşkesinde ifade özgürlüğü ortamının oluşturulması zorunludur. Bu bağlamda özgür düşüncenin ve eleştirel aklın beşiği olarak görülen akademide farklı düşüncelere sahip olan, ifadelerini açıklama şekilleri keskin olabilecek üniversite öğrencilerine daha fazla hoşgörü gösterilmesi gerekmektedir. İfade özgürlüğü, üniversite öğrencileri de dâhil olmak üzere herkesin görüş ve fikirlerini serbestçe anlatabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi imkânına sahip olması anlamına gelmektedir. Dolayısıyla üniversite öğrencileri, söz konusu görüş ve fikirleri tartışmalı olsa veya rağbet görmese dahi ifade etme özgürlüğünün sıkı korumasından yararlanmalıdır (Cebrail Padak, B. No: 2019/41543, 15/6/2022, § 43, ayrıca bkz. Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri [GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019, § 41).”

Anayasa Mahkemesi bu kararında düşüncenin “izne” bağlanmasını ağır bir müdahale ve ağır sınırlama olarak görmektedir.

Mahkeme; “Düşüncenin, henüz ifade edilmeden önceden izne bağlanması, denetlenmesi veya tümden yasaklanması, idarenin denetiminden geçirilmeksizin, izni alınmaksızın açıklanan düşüncelerin yaptırıma tabi tutulması suretiyle kategorik olarak engellenmesi, ifade özgürlüğüne yönelik ağır sınırlama” örneği olarak görmüştür.

Çünkü “Bu tür bir sınırlama, kişi ve grupların düşüncelerini açıklamadan önce sıkı bir oto sansüre tabi tutmaları sonucunu doğurur.”  

Anayasa Mahkemesi yürürlükte olan kural; içeriğinden bağımsız olarak yapılan düzenlemeye göre bildiri dağıtmak, afiş veya pankart asmak gibi eylemleri izin şartına bağlandığını ve şarta uyulmadığı takdirde yaptırım öngörüldüğüne işaret etmektedir.

Böylece Anayasa Mahkemesi’ne göre; “Düzenli, güvenli ve verimli işleyişin, üstün bir kamusal yararı nitelik itibarıyla bünyesinde barındıran yükseköğretim hizmeti için hayati önem taşıdığı, bu nedenle söz konusu yarar için bu tür eylemlerin izne tabi kılınmasında ilke olarak bir sakınca bulunmadığı” kabul edilmelidir. Ancak, Anayasa Mahkemesi’nin altını çizerek ifade ettiği gibi “bu hususta yapılacak kategorik bir sınırlamanın, kamusal yarar bağlamında tam aksi yönde etkiler doğurması kaçınılmazdır.”

Devlet müdahalede bulunmamalıdır. Aksi yönde oluşabilecek etkileri önleyecek sınırlandırmalardan uzak durmalıdır.

O yüzdendir ki Anayasa Mahkemesi, “kategorik düzenlemeler” yüzünden ortaya çıkan sınırlandırmalar ve özellikle üniversitelerde ülkeyi ilgilendiren “herhangi bir konuda” öğrencilerin ve/veya akademisyenlerin görüşlerini açıklamaları önündeki engeller neden ifade özgürlüğünü sınırlandırmaktadır sorusunu kararında şöyle yanıtlıyor:

“32. Öğrencilerin gerek kendileriyle gerekse kamuoyunu ilgilendiren herhangi bir konuyla ilgili dikkat çekme, kamuoyu oluşturma gibi amaçlarla bildiri dağıtma, afiş veya pankart asma benzeri eylemleri tercih etmelerinin, bu tür yöntemlerin daha az külfetle daha çarpıcı biçimde geniş kitlelere ulaşmalarına imkân tanıması bakımdan önemli olduğu şüphesizdir. Bu tür materyallerin asılmasında, dağıtılmasında şekli veya maddi anlamda herhangi bir sınır öngörülmeksizin izin şartı getirilerek bu hususun disiplin yaptırımına bağlanması ifade özgürlüğünün kategorik olarak sınırlandırılması sonucunu doğurur niteliktedir.

33. Bu itibarla bildiri dağıtmak veya pankart veya afiş asmak gibi eylemlerin doğurabileceği zararların önüne geçmenin daha uygun ve hafif yöntemlerle sağlanması mümkündür. Bu bağlamda yükseköğretim kurumlarında ifade özgürlüğünün kullanılmasının, Anayasa’da öngörülen güvencelerine uygun şekilde kolaylaştırılması yerine, alanının oldukça dar bir çerçeveye sıkıştırılmasına neden olan kuralın, demokratik toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamaya hizmet etmediği açıktır.”

Bu bağlamda, ifade özgürlüğü kapsamındaki eylemlerin izin alınmadan gerçekleştirilmesini kategorik olarak disiplin yaptırımına tabi tutmak suretiyle sınırlamanın anılan hak bakımından demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.” (Bölüm 34)

Anayasa Mahkemesi kuralı; Anayasa’nın 13. ve 26. maddelerine aykırı görerek iptaline karar vermiştir.

Ayrıca izinsiz toplantı yapmak disiplin suçu olarak gösterilmiştir. Yükseköğretim kurumundan bir haftadan bir aya kadar uzaklaştırma cezasını gerektiren eylemler arasında “Yükseköğretim kurumuna ait kapalı veya açık mahallerde yetkililerden izin almadan toplantılar düzenlemek” sayılmıştır.    

Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan hak ve özgürlüklerin sınırlama ölçütlerinden biri de Anayasa’nın sözüne uygunluktur. Anayasa Mahkemesi, somut olaya uygun düştüğü takdirde kamu gücünü kullanan organların temel hak ya da özgürlüklere yaptıkları müdahalelerin Anayasa’nın sözüne uygun olup olmadığını da değerlendirir. Böyle bir değerlendirme yapılması, Anayasa’nın 13. maddesinin emredici hükmünün bir gereğidir.

Anayasa Mahkemesi bu görüşünden hareketle ulaştığı bir diğer sonuca göre; Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan “Anayasa’nın sözü” ifadesini Anayasa’nın metnini, yani lafzını ifade etmektedir. “Temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahalelerin Anayasa’nın sözüne uygun olması şartı özellikle Anayasa’nın çeşitli maddeleriyle getirilen ek güvenceler söz konusu olduğunda önem taşımaktadır. Anayasa, çoğu durumda bir hak veya özgürlüğü yalnızca tanımakla yetinmeyerek onun kullanılmasını garanti altına almak için bazı yönlerini ayrıca vurgulayarak veya bazı yönlerine belli bir önem atfederek koruma altına alır.”  

Anayasa’nın 34. maddesinin birinci fıkrasında, “Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.” O halde toplantı ve gösteri yürüyüşü yapmak “izin alma koşuluna bağlanamaz.” Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin önceden izin alma şartına tabi tutulamayacağı hakkındaki Anayasal düzenleme; bu hakka ilişkin Anayasa’nın 34. maddesiyle getirilen bir düzenlemedir ve ayrıca Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilenlere ek bir güvence mahiyetindedir.

Bu durumda Anayasa Mahkemesi kararında; “Kuralla, toplantıların ve gösteri yürüyüşlerinin, yükseköğretim kurumlarının kapalı veya açık alanlarında nasıl gerçekleştirilebileceğine ilişkin bir düzenleme getirilmemiş, toplantı yapmak izin alma şartına bağlanmış, izin almaksızın yapılan toplantıların yükseköğretim kurumundan uzaklaştırma cezasıyla cezalandırılması hüküm altına alınmıştır. Bu itibarla Anayasa’nın toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı bakımından özel olarak öngördüğü güvenceyi dikkate almayan kural, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen, sınırlamanın Anayasa’nın sözüne aykırı olamayacağı hükmüne aykırılık teşkil etmektedir.”

Bu nedenlerle düzenlenmiş olan izin alınarak toplantı yapılabilmesi hakkındaki kural, Anayasa’nın 13. ve 34. maddelerine aykırı bulunarak Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir.

İzin almadan toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hakkına, Anayasa’nın sözüne aykırı olarak devletin müdahalede bulunması yasaktır.

Özgür düşüncenin ve eleştirel aklın beşiği olabilen üniversitelerde akademik özgürlük,  ancak ve ancak ifade özgürlüğü varsa; vardır.

Daha Fazla Göster

Bir yanıt yazın

Başa dön tuşu