“önemli olan sözler değil, o sözlerin gereğini yapıp yapmadığınızdır.”

Haber..Özden Sarıkaya…... “Yolcu yolunda gerek. Durmak, duraklamak, geri dönmek, kararsız kalmak, ortada durmak, safını bilmemek; tarihe ve devrime ihanettir.”
Tarih, büyük kırılma anlarında tarafsız kalanları değil, cesaret gösterenleri yazmıştır. Haklı ile haksızın, demokrasi ile vesayetin, halk iradesi ile dayatmanın karşı karşıya geldiği dönemlerde “ben iki tarafa da eşit mesafedeyim” demek çoğu zaman tarafsızlık değil, güçlüden yana sessiz bir tercihtir.
Siyasi mücadelelerin en önemli sınavı, kriz anlarında verilir. O günlerde saflar netleşir; kimlerin inandığı değerler uğruna bedel ödemeye hazır olduğu, kimlerin ise rüzgârın yönüne göre pozisyon aldığı ortaya çıkar.
Tarih boyunca pasifizm, revizyonizm ve işbirlikçilik, mücadele eden halkların önündeki en büyük engellerden biri olmuştur. Devrimci hareketlerin, bağımsızlık mücadelelerinin ve demokrasi direnişlerinin başarısını geciktiren en önemli unsurlardan biri, açıkça karşı cephede duranlardan çok, “bekleyelim”, “zamana bırakalım”, “iki tarafı da üzmeyelim” diyen orta yolculardır.
Çünkü orta yolculuk, çoğu zaman ilkeli bir duruş değil, sorumluluktan kaçıştır.
Türkiye’nin yakın siyasi tarihinde de benzer tablolar yaşanmaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi’nin yaşadığı son süreçte de yalnızca açık tavır alanlar değil, sessizliği tercih edenler de dikkat çekmektedir.
Bir tarafta seçilmiş genel başkan Özgür Özel’e yönelik yapılan uygulamaların haksız olduğunu yüksek sesle dile getirenler vardır.
Diğer tarafta ise kamuoyuna “demokrasiden yanayız” mesajı verirken, fiiliyatta farklı hesapların peşinden giden, siyasi gelişmeleri kendi kariyer planları açısından değerlendiren isimler bulunmaktadır.
Bugün kendilerini “orta yolcu” olarak tanımlayan ya da hiçbir tarafı açıkça desteklemediğini söyleyen bazı çevrelerin tutumu, aslında siyasetin en eski yöntemlerinden biridir.
Dışarıdan bakıldığında tarafsız görünmeye çalışırlar.
Ancak kritik karar anlarında verdikleri destek, attıkları imzalar, yaptıkları görüşmeler ya da bilinçli sessizlikleri gerçek tercihlerini ortaya koyar.
Bu nedenle “tarafsızlık” çoğu zaman yalnızca bir görüntüden ibaret kalır.
Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşanan son süreç hakkında farklı hukuki değerlendirmeler bulunabilir. Ancak siyasi açıdan bakıldığında, parti tabanının önemli bir bölümü yaşananları seçilmiş genel başkanın iradesine yönelik bir müdahale olarak değerlendirmektedir.
Bu değerlendirmeyi dile getirirken başka hesapların içinde olanların varlığı da göz ardı edilmemelidir.
Bir yandan “bu yapılan doğru değil” demek…
Diğer yandan ortaya çıkan yeni siyasi tabloya fiilen destek vermek…
İşte tarihin hiçbir döneminde bu ikili tutum saygı görmemiştir.
Revizyonizm tam da burada başlar.
İlkeler, günlük siyasi hesaplara göre yeniden yorumlanır.
Dün savunulan değerler, bugün kişisel çıkar uğruna değiştirilir.
Pasifizm ise haksızlık karşısında sessiz kalmayı meşrulaştırır.
İşbirlikçilik ise bütün bunların sonunda ortaya çıkan fiili ortaklıktır.
Bunların hiçbiri tarihin gözünden kaçmaz.
Tarih yalnızca ne söylediğimizi değil, hangi anda nerede durduğumuzu da kaydeder.
Bugün “ben aslında seçilmiş genel başkanın yanındaydım” demek yarın kimseyi kurtarmayacaktır.
Çünkü önemli olan sözler değil, o sözlerin gereğini yapıp yapmadığınızdır.
Sessizlik de bir tercihtir.
Kararsızlık da bir tercihtir.
Ortada durmak da bir tercihtir.
Ve her tercih kendi tarihsel sorumluluğunu beraberinde getirir.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin geçmişi, yalnızca seçim kazanma ya da kaybetme tarihi değildir. Aynı zamanda demokrasi, hukuk ve halk iradesi mücadelesinin de tarihidir.
Bu nedenle bugün yaşanan gelişmeler karşısında herkesin nerede durduğu yarın siyasi hafızanın önemli bir parçası olacaktır.
Kimileri mücadele edenlerin yanında yer alacaktır.
Kimileri açıkça karşı cephede olacaktır.
Kimileri ise “orta yol” diyerek hiçbir sorumluluk almamaya çalışacaktır.
Ancak unutulmamalıdır ki tarih, en sert hükmünü çoğu zaman açık rakipler hakkında değil, kritik anlarda ilkesizce yön değiştirenler hakkında vermiştir.
Çünkü mücadeleler yalnızca düşmanlarla değil, kararsızlıkla da kaybedilir.
Yolcu yolunda gerek.
Safını belli etmeyenler, günü kurtarabilir.
Fakat tarih onları, ilkesizliğin ve kararsızlığın temsilcileri olarak hatırlayacaktır.











