Fatoş Cemre

Şiddet üzerine…

İş çıkışı birkaç işimi halletmek için, Fethiye Caddesi’ne doğru gideyim dedim

Fevziye camisinin oralardayım. Elinde telefon birçok vatandaş yine kayıtta. Her zaman olduğu gibi önce iyisini düşünürüm ben. Dedim herhalde bir kaç genç müzik yapıyor. O kadar hoşuma gidiyor ki anlatamam. Ne zaman o tarz bir kalabalık görsem, mutlaka durur seyrederim alkış tutarım. Müziklerine ortak olmaya çalışırım. Ama nafile müzik sesi değil gelen, kalabalığa doğru yöneldim ki maalesef ona kalabalık demek bile imkansız. İki elin parmaklarını geçmeyecek kadar. Bir kadın diğerlerinden bir adım daha önde elinde hoparlör, Kürtçe bir şeyler söylüyor. Sayısı onlardan daha fazla olan polislere ve polislerden de daha fazla sayıda olan vatandaşa karşı. Hemen sordum nedir diye kadına şiddet için dendi. Anlamadığım dilde, anlamadığım kelimeler haykıran kadının arkasında geçtim. Çünkü şiddetin dili dini rengi olmamalıydı. Bir de karşıdan baktım bizi seyre dalmış, bizden çok sayısı olan kalabalığa. Bir kaç satırlık konuşmadan sonra sessizce dağıldık. Hatta bizden daha uzun sürdü seyircilerin dağılması diyebilirim.

Ne acı değil mi? kadına şiddet için bir araya gelmiş bir avuç kadın ve onlara destek vermeyen bir sürü kadın. Ve o kadınlar gibi seyirci olan bir kaç adam. Ellerinde telefon. Çektikleri bir kaç saniyelik videoları paylaşacak. Altına satırlar dolusu yazılar yazacaklar kadına şiddet üzerine tanımadıkları sadece ismini duydukları kadın için… Oysa orada ismi okunan, birilerinin kızı, birilerinin annesi. birilerinin eşi, birilerinin öğretmeni , doktoru  ya da hiç kimsenin hiçbir şeyiydi. Tek başına bir insandı. Sonra bir hasthag ve oldu bitti çözüldü tüm sorunlar…çözüldü mü…çözülür mü …sorun bu kadar basit değil ki çözümü de bu kadar basit olsun.

Şiddet, söylenirken bile haz almadığım sert bir kelime. Ve bir çok çeşidi var..  Televizyonlarda her gün şiddete maruz kalmış, canına malına kast edilmiş bir sürü olaylar izliyoruz. En çok da eski eş yada eski sevgili tarafından şiddet görmüş ve canına kast edilmiş kadınların haberlerini duyuyoruz. Bir de duymadıklarımız, görmediklerimiz vardır. Şiddet deyince ilk akla dayak gelir hatta bununla ilgili bir olay anlatayım size. Yıllardır görmediğim bir bayan arkadaşım vardı. Bir gün facebokdan mesaj atmış bana. Oradan, buradan konuştuk, eşinden ayrılmış, evlendiği günden beri şiddet görüyormuş. Çok şaşırdım. “Hiç öyle bir adama benzemiyordu demek seni dövüyordu’’ dedim  “Yok canım ne dövmesi bir tokat bile atmadı ‘’ dedi. ‘’Ee hani şiddet görüyordum dedin ya’’ dedim. “Psikolojik şiddet görüyordum. Yediğim yemeği, lokmalarımı sayıyor gibi bakıyor, biriyle bir şeyler konuşsam; kelimelerimi hareketlerimi kontrol etmeye çalışıyor beni kaş göz hareketiyle kukla gibi oynatıyordu” dedi.  İşte bir de böyle görünmeyen sessiz şiddetler var.  Bunlara boyu eğen insanlar, bilip de susanlar var.

Mustafa Tunç’un bir yazısı geldi aklıma. Şöyle demişti üstat bir yazısında ; İnsan olmak kolay değil. Sevmek, saygı duymak, dinlemek, anlamak, iş yapmak. Tüm çevrenin sorumluluğunu taşımak. İnsan olmanın en rutin işleri bile zordur ve bilgelik gerektirir. İnsan kalmak kolay değil. Diyelim ki insan olmayı başardık. İçimizde insan olamadığımıza dair bir kuruntu kalmadı. Peki bozulmamamız garanti midir? Değildir. Hep tetikte kalmak gerek. Bunun üzerine de yazmaya gerek yok.

Sevgiyle kalın .

 

 

Daha Fazla Göster
Başa dön tuşu