
KurtuluÅŸ Savaşı’nın zaferle sonuçlanmasının 103’üncü yılında bağımsızlık mücadelesi hâlâ sürüyor. SaÄŸ iktidarlar eliyle suyundan toprağına dek iÅŸgal edilen ülkede rejimle mücadele bağımsızlık için olmazsa olmaz.                                              Â
Bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı. 30 Ağustos 1922’de Başkumandanlık Meydan Muharebesi ya da Dumlupınar Meydan Muharebesi olarak anılan savaşın kazanılması nedeniyle ilan edilen bu bayramın en önemli özelliği emperyalizme ve aynı zamanda onun işbirlikçilerine karşı kazanılmış olması. Kurtuluş Savaşı’nın askeri yönünü bitiren savaş olarak da bilinen bu savaş bağımsız Türkiye Cumhuriyeti yolunda atılmış en büyük adımlardandı. Tıpkı 103 yıl önce Mustafa Kemal önderliğinde yürütülen Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi bugün de antiemperyalizm mücadelesi rejime karşı yürütülecek mücadelenin en önemli başlıklarından.
İktidara geldiği günden itibaren ülkeyi emperyalistlere peşkeş çeken, özelleştirmeler eliyle cumhuriyetin tüm birikimini satan, toprakları uluslararası maden şirketlerine bırakan ve ABD emperyalizminin bölgeyi dizayn planı olan Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanı olmakla övünen iktidara karşı verilecek mücadele aynı zamanda bir antiemperyalist mücadeledir. Devrimci mücadele tarihinin en önemli isimlerinden Mahir Çayan’ın yıllar önce dediği gibi bu ülkede emperyalizm içsel olgu olduğu sürece de bu durum devam edecektir.
103 yıl önce emperyalistler eliyle yürütülen bir işgal ve onların güdümünde bir saray vardı. Bugün de yine emperyalizmin güdümünde bir saray var. Belki ülke ordular tarafından işgal edilmiyor. Ancak ABD ve NATO üsleriyle, patriotlarıyla ve hatta diğer taraftan S-400’lerle ülke farklı emperyalist planlara alet ediliyor. Tıpkı Osmanlı’nın son dönemindeki gibi emperyalistler arasında denge kurmaya çalışarak, bu ülkeler arasında bırakılıyor.
Kurtuluş Savaşı öncesi ülke işgal altındaydı. Çünkü Osmanlı Devleti Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’na sokulmuş ve kaybetmişti. Bunun bedelini de ödeyen Anadolu halkı olmuştu. Bugün de örneğin Suriye’de, Libya’da ve Afganistan’da emperyalistlerin planına uygun şekilde davranıldı. Bu ülkelerin iç işlerine müdahale edilirken AKP’de kendine buradan ‘hamilik’ çıkarmaya çalıştı. Bunun bedelini de yine yurttaşlar ödedi.
30 Ağustos’ta zaferle sonuçlanan Büyük Taarruz ülkenin Cumhuriyet’e gitmesine ve bağımsız bir devletin kurulmasında en önemli aşamalardan biriydi. Ancak Cumhuriyet kurulduktan sonra ülkeyi yöneten sağ iktidarlar bu bağımsızlık mücadelesinin içini boşalttı. Demokrat Parti’yle başlayıp Adalet Partisi, Anavatan Partisi ve son olarak AKP ile devam eden süreçte ülke adına ‘işgal’ denilmeyen bir şekilde işgal edildi. Suyundan toprağına, hatta insanına kadar emperyalistlerin eline bırakıldı. Tüm bunların karşısında ise geçmişten bugüne devrimciler durdu. Bağımsızlık bayrağını yukarı çıkardı. 6. Filo’dan Irak tezkerelerine emperyalist planları engellemek için her şeyi yaptı.
Bugün İzmir’de Adana’da ve Konya’da NATO üsleri bulunuyor. Mersin’de Rusya nükleer santral inşa ediyor. Övülerek yapılan köprülerden, yollardan elde edilen gelir bile yurtdışı bağlantılı şirketlere gidiyor. Bursa, Balıkesir, Çanakkale ve Yalova’daki 4 milyon elektrik abonesi önce Limak’ın sonra sırasıyla İngiltere ve ABD’nin müşterisi yapıldı. Nükleerden HES’e enerji projeleri uluslararası tekellere bırakıldı.
Sadece Erzincan İliç’te kurulan santralle bir ilçe adeta Anagold’un oyuncağı yapıldı. Birçok yerde de benzer durumlar hala yaşanıyor. Hal böyleyken sanki antiemperyalistmiş gibi nutuklar atan AKP iktidarı Türkiye’yi savaşlarda arabulucu gibi gösterip rol kapma çabasını sürdürüyor. Başta söylediğimiz gibi 30 Ağustos’u anlamak bugün AKP’ye ve onun kurduğu rejime karşı mücadeleden geçiyor. 103 yıl sonra tekrar savaşın güzergâhında yürümektense yeni bir mücadele hattı örmek şart. Cumhuriyet’i yeniden kurmak, laikliği ve bağımsızlığı yeniden kazanmak için tek koşul bu. Rejime karşı birleşik mücadele olmazsa olmaz. Tıpkı 103 sene önce tüm Anadolu halkının emperyalistlere ve saraya karşı dik durduğu gibi…
DİYANET ATATÜRK’Ü YİNE ANMADI
Ulusal bayramlarda ve 10 Kasım’a denk gelen cuma hutbelerinde Mustafa Kemal Atatürk’ü yok sayan Diyanet İşleri BaÅŸkanlığı, geleneÄŸi yine bozmadı. Diyanet’in cuma hutbesinde, 30 AÄŸustos Zafer Bayramı kutlanırken, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk’ün adı anılmadı. Diyanet İşleri BaÅŸkanlığı tarafından yayımlanan cuma hutbesinde 30 AÄŸustos Zafer Bayramına iliÅŸkin, “Yüce Rabbim; Peygamber aÅŸkıyla yanıp tutuÅŸan, vatan ve mukaddesat uÄŸruna canını feda eden aziz ÅŸehitlerimize ve ahirete irtihal eden kahraman gazilerimize rahmet eylesin” ifadeleri yer aldı.